Sabah erken saatlerde jiiplerle yola çıkılır. Gökçeören köy yolu takip edilerek atlayış yapılacak yere gelinir. Eğer ilk kez atlayacaksanız bir hoca eşliğinde Kaş'ın üzerinde yaklaşık yarım saatle 45 dakika arasında dolaşarak uçmanın tadını çıkarırsınız. Fotoğraf makinanızla karelerde alabilir yada video çekimi yaparak unutamayacağınız uçuş keyfinizi ölümsüzleştirebilirsiniz.
Mavi yolculuk için birkaç birkaç seçeneğiniz mevcut. Kaş'tan bineceğiniz tekne koyları dolaşarak Kekova Batık şehrinin bulunduğu alana kadar gelir rehber eşliğinde denizin dibindeki tarihin tadını çıkarırsınız. Bu gezide eğer teknenizin altında cam bir bölüm varsa ki biz böyle bir tekne seçmenizi öneririz, denizin dibinde bulunan anforaları merdivenleri ve benzeri tarihi kalıntıları görmeniz mümkün. İkinci tercih ise Kekova köyüne kadar bir araçla gidip oradan binmektir, bu daha az yorucu ve daha keyifli olabilir. Tersane koyunda ve başka birkaç koyda demirleyen tekneden denize atlamanın keyfini çıkartırsınız. Kekova'da bulunan tarihi kaleyede çıkabilirsiniz. Size tavsiyemiz bu bölgedeki tarihi yerler için şimdiden bir müze kartı çıkarmanızdır. Öylen yemeğini teknede balık yada tavuk yanında salatayla yaptıktan sonra tekrar Kekova'ya dönülerek Kaş' a ulaşılır.
Sabah 9:30'da limandan ayrılıp, normal dalış programın haricindeki (ancak günübirlik gidilebilecek mesafedeki) noktalardan birine giderek ilk dalış yapılır, ardından da turkuaz koylarımızdan birine demirleyip teknelerde mangal partisi düzenlenir. Yemekten sonra ise ikinci dalışa kadar geçecek zamanı dinlenerek yada çevre gezintisi yaparak hep birlikte değerlendirilir. Yine başka bir noktaya yapılan ikinci dalışın ve eğlenceli bir günün ardından saat 17:00 gibi limana dönülür
Kekova’da, batık şehrin üzerinde, deniz kanolarıyla gezmek harika bir deneyimdir. Batık şehir bir depremden sonra, uzun yıllar içerisinde yavaş yavaş suya gömülmüştür. Suyun altındaki kısımları çok fazla görünmese de suyun içindeki kaya mezarlarını ve Adaların üzerinde kalmış olan harabeleri, kanolarla çevrelerinde gezerek ziyaret edebilirsiniz. Bu bölgede dalış yapmak yasaktır.

Safari turlarında 10-15 jeepten oluşan konvoyla önce Toroslar'ın yamaçlarındaki dağ köylerine gidilir, daha sonra köy yollarından çıkarak ancak bir jeepin sığabileceği taşlık ve çukurlarla dolu orman yollarından Toroslar'ın zirvesine ulaşıldığında yörük çadırlarında mola veriliyor. Yörük kadınlarının odun ateşinde pişirdikleri yufka, gözleme ve katmerler gerçekten çok lezzetli. Yol boyunca zaman zaman fotoğraf molası verilen jeep safarilerinin en önemli duraklarından biri de anavatanı Lübnan olmasına karşın yalnızca Toroslar'ın Beydağları bölümünde yetişen sedir ormanları. Çevredeki balık çiftliklerinde verilen yemek molasının ardından farklı bir güzergahtan dönüş yapılır.

Fethiye-Antalya kara yolu üzerinde, Akdağ’ın eteklerinde kayalar içinde yer alan Saklıkent, yaz aylarında Fethiye’lerin vazgeçilmez bir piknik alanı olmanın yanı sıra yerli ve yabancı turistlerin de uğrak yeridir. Yüzyıllardır akan kar sularının açtığı ve yaklaşık yüz metre yüksekliğinde ve 18 km uzunluğundaki kanyona nehir üzerindeki sarp kayalara demir çubuklar çakılarak yapılmış ahşaptan bir köprüden girilmektedir. İçeriye girildiğinde kayalardan adeta fışkırırcasına akan ve sıfır noktasından bir nehre dönüşen sular karşılar ziyaretçileri. Ağustos ayının 40 derecelik sıcağında üşütecek serinlikteki bu olağanüstü güzellikler arasında yenecek bir alabalığın tadı uzun süre unutulmayacak güzelliktedir. Saklıkent'e yani kanyona girdiğinizde 100 metre kadar ahşap köprüler üzerinde ilerlersiniz. Sizi küçük bir adacık karşılar. Bu adacığın etrafı dipten fışkıran sular bulursunuz. Bu suların üzerine köşkler yapılmış olup dinlenebilirsiniz. Devam etme kararı alırsanız sizi esrarengiz bir yolculuk bekliyor demektir. 18 km uzunlukta bir kanyon. Bazı noktalarda gökyüzünü göremezsiniz. İlerlemek için kayalara tırmanarak gitmeniz gerekir.

Fethiye’den başlayarak Kaş’a hatta Antalya’ya kadar uzanan ve Likya kentlerini birbirine bağlayan patikalar zinciridir. Antik dönemlerde “Likya Yolu” olarak adlandırılan bu yolun, yük hayvanlarıyla yapılan ticaret ve askeri sevkiyat amacıyla inşa edildiği düşünülmektedir. Günümüzde ise yerli ve yabancı doğa ve yürüyüş tutkunlarına inanılmaz güzellikler sunmaktadır. Doğanın ve antik Likya’nın gizemini biraz olsun yakalayabilmek için Likya Yolu’nda yapılacak keyifli bir yürüyüş, yol üzerindeki küçük dağ köylerinde sıcak ve dost insanlarla ve onların yarı göçebe hayatlarıyla tanışma olanağı sunmaktadır. Parkur üzerindeki yerleşim birimlerinde konaklama olanağı mevcuttur. Parkurun tamamı işaretlenmiş olup sponsor kuruluşça düzenli olarak bakımı yapılmaktadır. Likya Yolu’nun birinci bölümünde Faralya (Uzunyurt) Köyü, Dodurga Köyü, Sdyma, Pınara - Letoon - Xanthos kentleri ve incecik kumlarıyla eski bir liman bölgesi olan Patara yer almaktadır. Yolun ikinci bölümünde ise, azimle ve bıkmadan yürüyenleri Antiphellos, Apollonia, Simena, Myra, Limyra ve yüzyıllardır sönmeyen ateşi (Yanar taş) ile Olympos bekler.
Rafting genel olarak Kaş ve çevresinde yapılan bir aktivite değildir. Ancak Manavgat' ta yapılan aktivitelere yerli yabancı çok sayıda turist gidmektedir.
At binmeyi sevenler için düşünülmüş aktivitelerden biridir. Patara civarında kum tepelerinden aşarak yapılır. Yaz sıcağında pek de zevkli bir aktivite olduğu söylenemez.
Saklıkent'ten Kanyonun bitiş noktasından çıkan bol miktarda su üzerinde yapılır devamında çamur banyosu gibi maceralara da kalkışılır.